Birikimi Olmayan Beyaz Yakalının Ev Alabilme İhtimali?

Konu, 'Gayrimenkul Sohbetleri' kısmında Berat tarafından paylaşıldı.

  1. Berat

    Berat Aktif Üye

    İstanbul özelinde, evli dahi olsa, karı-koca çalışan ve hane geliri 5.000 TL civarında olan birilerinin ev alabilme ihtimali nedir?
     
  2. Komutan Logar

    Komutan Logar Aktif Üye

    Ben senin ev alabilme ihtimalini sevdim :)
     
    Admin bunu beğendi.
  3. hodor

    hodor Aktif Üye

    Yoktur, net.
     
  4. Berat

    Berat Aktif Üye

    Birikimi yoksa, aileden yada bir yerlerden destek almıyorlarsa alamazlar.
     
  5. Uzman

    Uzman Üye

  6. malkara lordu

    malkara lordu Yönetici Yetkili Kişi

    gücün karanlık tarafını seçtiyse alır yok seçmediyse alamaz :)
     
    Güney_Cephe bunu beğendi.
  7. madman

    madman Üye

    Alma ihtimali var.
    Esas piyasa mahallelerde 100.000-300.000TL piyasada geçiyor.
    10.000 TL peşinle 120.000TL'ye Esenyurt'ta alabilir.Avcılar,Beylikdüzü'de olur.
    Ancak konunun başlığı yanlış olmuş,hane geliri 5000 TL olan beyaz yakalı olmaz.
     
  8. malkara lordu

    malkara lordu Yönetici Yetkili Kişi

    Lacoste yakalı olmasın :) @madman
     
  9. Admin

    Admin Admin Yetkili Kişi

    Neden olmasın? Yeni mezun bankacı ne kadar maaş alıyor?
     
    malkara lordu bunu beğendi.
  10. malkara lordu

    malkara lordu Yönetici Yetkili Kişi

    işin statüsüne göre ayrılacaksa evet yeni bankacı da beyaz yakalı yok gelire göre olacaksa belediyedeki çöp kamyonu süren adam bankacıdan fazla kazanmakta ama kartı yok :):)
     
  11. A8 Long u yoksa ev almasın zaten
     
  12. Admin

    Admin Admin Yetkili Kişi

    Sınıfını Bilmeyen İşçi Sınıfı: Beyaz Yaka
    [​IMG]


    Yazıya başlamadan peşinen söyleyeyim, solcu veya sosyalist değilim. Hatta, konsümerizm (tüketimcilik) hariç tutulursa, liberal olduğumu bile söyleyebilirim. Bu yazıyı okurken de bunu göz önünde bulundurmanızı tavsiye ederim.

    Sınıfsal Ekonomi modeli

    Her yazımızda olduğu gibi tanımla başlayalım. Öncelikle, işçi sınıfı nedir? Marx’ın ekonomik modeline göre (halen iyi bir model olduğunu düşünüyorum), proleterya olarak tanımlanan işçi sınıfı, emeğinden başka bir üretim aracına sahip olmayan (fabrika, şirket, emlak vs.) ve hayatını idame ettirebilmek için emeğini satan kişiye deniyor. Bu tanımda, emeğin niteliği ile ilgili bir ayrım yapılmamış.

    Aynı modelde, burjuvazi ise üretim araçlarına sahip olan sınıfa deniyor. Yani, fabrika sahibi, şirket sahibi vs.

    Bu bir ekonomik model ve modeller gerçeği tam olarak yansıtmaz, basittirler. Örneğin, mahallenizdeki bakkalın hangi sınıfa girdiğini merak edebilirsiniz. Marx’ın modeline göre, bunlar için küçük bir sınıf açılmış: küçük burjuva. Marx, küçük burjuvanın büyüyen endüstrilere dayanamayarak yok olacağını düşünmüş. Yani ya işçi olacak ya da işleri büyütüp büyük burjuva olacak.

    Beyaz Yaka-Mavi Yaka

    İş hayatına ilk girdiğimde, alışmakta en zorlandığım ayrımlardan birisiydi bu ayrım. En basit hali ile mavi yaka, iş yaparken bedenini de kullanan, genelde üretim/hizmet sahasında çalışan, bu nedenle de en az leke gösteren mavi tulum giyen, ücretini genelde saatlik alan, iş üretimi çalıştığı saat ile doğru orantılı olan çalışan grubu olarak tanımlanıyor.

    Beyaz yaka ise, daha az kas gücü gerektiren, daha çok planlama, denetleme, hesaplama, kontrol gibi işleri yapan, genellikle ofiste çalışan, beyaz gömlek ile sembolize edilen, ücretini genelde aylık alan, çalışma saatleri daha esnek çalışan grubunu nitelemek için kullanılan terim.

    Beyaz Yaka işçi sınıfının tüm özelliklerini barındırıyor.

    Burda ilk dikkat etmemiz gereken nokta, iş kanunu açısından iki çalışan grubu arasında hiçbir fark olmadığıdır. Yani, bu ayrım resmi değil, uygulamadadır.

    İkinci olarak, yukarıda verilen ekonomik modele göre hem beyaz hem mavi yaka işçi sınıfına mensuptur; çünkü satılan emeğin niteliği farklı olsa da her iki gurup da üretim araçlarına sahip değildir ve yaşamını sürdürebilmek için (bedensel ya da zihinsel) emek satmak zorundadır.

    Bir şirket CEO’su için işçi olmadığı iddia edilebilir. Gerçekten de çoğu şirket yöneticilerine şirketten hisse vermektedir. Bir kişinin hissesi varsa, gerçekten de üretim aracına artık ortaktır. Fakat genelde bu paylar kişiler çalıştığı sürece devam eder. Yani bir kişi CEO da olsa, işi bıraktığında şirket hissesi gidecekse, bu kişi efektif olarak yönetim becerilerini satarak var gelir sağlamaktadır ve işçidir.

    Öte yandan, bir şirket işçi olarak çalışırken, borsaya kote bir şirketten 1000 TL’lik bir pay alarak ortak oluyorsunuz; bu durumda burjuvaya mı geçtiniz? Aslında geçmediniz, çünkü 1000 TL’lik ortaklığınız sizin hayatınızı emek satmak zorunda olmaktan kurtarmıyor. Pratikte, işçisiniz.

    Beyaz Yaka işçi olduğunu neden kabul etmiyor?

    Gelelim bu yazının gayesine. Beyaz yaka, apaçık işçi olduğu halde, neden değilmiş gibi davranıyor. Tabi ki sebepleri var.

    Ücret Farkı:

    Asgari ücret 1400 TL. Türkiye’de kayıtdışı işliliği saymazsak, ortalama işçi maaşının 2000 TL’ye ulaşamayacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.

    Peki beyaz yakada durum nedir? Genellikle insanlar herkesi, kendi gibi maaş alıyor sanıyor. Oysa beyaz yakada çok geniş bir ücret yelpazesi var. Asgari ücretten hallice maaşlarla işe başlayan genç mühendislerden, 6-7bin bandında işe başlatana kadar değişebiliyor. Bir de değişik kademe ve işler devreye girince çok farklı sonuçlar ortaya çıkıyor. Fakat, genelde en üst düzey grupları hariç tutulursa, 3-4 bin TL giriş, 8-9 bin TL müdür, 15-20 bin TL ücret üst yönetici için ortalamadır diyelim. Genelde ortalama her 10 kişiye bir müdür düştüğünden, ortalamada, 5000-7000 TL diyebiliriz.

    Şimdi, beyaz yakanın kendine asla yakıştıramadığı mavi yaka işçi sınıfı ile arasındaki maaş farkı, hepi topu 3 kat. Yani, tüm bu entelektüel harcamaların, lüks mekanlarda tüketimin, farklı arabalara biniyor olmanın, farklı semtlerde oturuyor olmanın kaynağı bu 4000 TL fark mı?

    Şu kadarını söyleyeyim, eğer konu ücret farkı ise, şirket sahipliği, çok çok fazla farklar ortaya koyuyor. %20 karla çalışan 1 milyar cirolu bir şirket için yıllık kar 200 milyon. 5bin TL ile karşılaştırılığında astronomik kalıyor değil mi?

    Özetle, aradaki fark, fark değil.

    Eğitim Seviyeleri:

    Beyaz yakalı çalışanların, genel olarak en az üniversite mezunu olduğu söylenebilir. Mavi yakalı çalışan gurubunda ise ortalama lise ve iki yıllık düzeyinde eğitime daha yaygın rastlanıldığını söylesem kimse itiraz etmez sanırım.

    Eğitim düzeyi kişinin sosyal sınıfı ile ilgili bir şey söylemez. Örneğin televizyonda reklamlarda tüm görgüsüzlüğü ile takılan bir emlak devi, ilkokul mezunu, keza bazı sanayi devlerinin patronları da.

    Peki o zaman, bu fark bize neden önemli gibi geliyor? Açıklayayım. Türkiye’de çok özel bazı bölgeler dışında, temel entelektüel aktiviteler erişim, üniversite dışında ya yoktur ya da azdır. Mesela, Almanya’da alelade bir kasabada, her gittiğimde çokça konser, seminer, tiyatro, dans gösterisi vs. afişi görürken, Türkiye’de küçük kasabalarda, sinema bile göremiyorum. Ancak üniversitelerde böyle bir ortam söz konusu.

    Avrupa’da üniversite okuyan ve okumayan hayatı arasında temel kültürel erişim açısından büyük farklar sözkonusu değil, ama Türkiye’de fark büyük. Haliyle üniversite okuyan, kendini seçmece hisseden insanlar, böyle sınıfsal bir farkın olduğuna inanmak istiyor. Yani, seminer görmüş, entelektüel aktivitelere katılmış, kitaplar okumuş, fotoğraf kulübüne gitmiş. Azıcık da farkı olsun değil mi?

    İyi de bunlar sınıf ifade etmiyor. Bunları mavi yakalı işçiler de yapabilir.

    Beyaz Yakanın Fakirliğinin İspatı:

    Gel gelelim can alıcı noktaya. Dünyada, zenginliği ölçmenin standardı, servettir. İstediğiniz kadar kazanın, eğer bu para yaşamınızı idame ettirmenize harcanıyorsa ve size bir şey kalmıyorsa, fakirsiniz.

    Toplam aylık geliri 12.000 tl olan bir çift ele alalım. Yılda bir kere yurtdışı tatili yapıyor olsunlar, iki kere de yurtiçi. Ek olarak, bazı konserlere, tiyatrolara vs. gidiyor olsunlar. Her ikisi de işe araçla gidiyorlar. Haftada bir dışarı çıkıp arkadaşları ile eğleniyorlar, ekstra iki gün de dışarda yemek yiyorlar. Ara sıra, eşten dosttan geri kalmamak için, pahalı et restoranlarına gidiyorlar. Oturdukları sitede aidat 750 TL. Digiturk, internet, spor salonu üyeliği, çocuğun kreşi, servisi, haftasonu AVM gezileri, yine günübirlik turlar… Baba takım elbise giyiyor, anne de işe şık gidiyor. Berber/kuaför önemli tabi. Çarşambaları eve temizlikçi geliyor. Gıda ihtiyacı sitenin dışındaki marketten, işe giderken Starbucks vs…

    Söyleyeyim, bu yaşam tarzı ile ayda kenara en fazla 4000 TL koyabilirler. O da ekstra ve öngörülmeyen masrafların olmadığı aylarda (arabaya kışlık lastik lazım, kasko yenilemesi de var…)

    Şimdi, şöyle bi düşünelim, İstanbul’dan, ortalama bir semtten, ortalama özelliklerde bir ev alalım. Ev 600.000 TL olsun (ancak ortalama ev oluyor bu fiyata).

    Peki, ayda kenara 4000 TL ayırarak kredi çekip ev almaya kalksak ne olur? 10 yil faizle, 265.000TL’lik bir eve girebiliriz. Hmm, düşündüğümüz evin fiyatının yarısı bile değil.

    Daha bunun bir de arabası var… Ayrıca, eşin doğum izni vs. gibi yüksek performans kaybı olacak aralarını saymadık. Bakıcı masrafı da saymadık.

    Burada anlatmaya çalıştığım çok açık, beyaz yaka cidden fakir durumda. Yani, işçi emeklisi olan rahmetli dedem 3-4 ev ve arsa alabiliyordu. Tabi, onun yaşadığı yerler ucuzdu, bizim gibi de bir hayat yaşamıyordu tabi. Fakat yine de bu kadar akademik eğitim görüp, üzerine çok zorlu eleme süreçleri ile işlerine giren beyaz yakalar için, Anadolu’da değil ama, yaşadığı yerde, İstanbul’da bir evi almak bu kadar zor olmamalı.

    Görüldüğü gibi, beyaz yaka, tüm belirtileri ile apaçık bir işçi sınıfı mensubu.

    Peki o zaman…

    Peki o zaman neden kabul etmiyoruz işçiliğimizi? Neden -mış gibi yapıyoruz? Neden maaşın yarısını rakı sofrasına bırakabiliyoruz? Bir ete 150 TL, bir sinema biletine nasıl 60 TL verebiliyoruz? Nasıl oluyor da kağıt bardakta kahvelere bu kadar para ödeyebiliyoruz?

    Neden sendikalaşmıyoruz? Neden fazla mesai ücreti istemiyoruz, bir de üzerine gönüllü çalışıyoruz? Neden, kendimizi tüketimle ifade etmeye çalışıyoruz? Neden 1 Mayıs bize tatili 3 güne uzatmaktan başka bir şey çağrıştırmıyor?

    Mantar gibi açılan üniversiteler ve bir türlü değer üretimi patlaması yapamayan bu ekonomi karşısında, bu kadar para harcayacak, ama hiç servete sahip olamayacak özgüven nereden geliyor? Neden kredi kartı borçlarımızın bu kadar kabarmasından endişe duymuyoruz? Neye güvenip 10 sene kredi çekebiliyoruz? Neye güvenip maaşın yarısına telefon alabiliyoruz?

    Özetle

    Beyaz yaka, şımartılmış, pohpohanmış bir işçiden başka bir şey değildir. Elle tutulur hiçbir şeye sahip değildir, fakat -miş gibi yaşar. Sonuç ise, ortada…

    https://rhetorica.blog/2017/05/02/sinifini-bilmeyen-isci-sinifi-beyaz-yaka/
     
    tunch07 ve osiris666 bunu beğendi.
  13. Admin

    Admin Admin Yetkili Kişi

    Delirmek İçin Harika Bir Yöntem: İstanbul’dan Ev Almaya Çalışmak
    [​IMG]


    Bir düşünürümüz demiş ki, “insanların toplu halde yaşama arzusu, deliliklerini fark etmeme isteğinden doğar.”

    Açıkçası İstanbul’daki ev fiyatlarını gördüğümde hissettiğim şey de tam olarak bu. Delirmişiz ama bunu toplu halde yaptığımız için fark etmiyoruz.

    Doktor’un Düşündürdükleri

    Geçenlerde doktor bir arkadaşım aradı, eşi de doktor. Gelirleri fena değil, fakat aileden kalan bir servetleri yok. Fatih’te kirada oturuyorlar. Ev sahibi arayıp, evi satacağını söylemiş: “Almak isterseniz buyurun, yoksa satıldığında evden çıkarsanız”. Fiyatı sorduklarında ise 650.000 TL gibi bir rakamla karşılaşmışlar. Doktorumuz 10 yıl boyunca ayda 5500 TL ödemeyi teyit edemeyeceğinden, alamayacağını belirtmiş.

    O gece uyuyamamış bizim doktor, bana attığı mesaj: “Karı koca doktoruz, gelirimiz iyi, bu evi biz alamıyorsak kim alıyor? (Beyaz yakanın mülksüzlüğünü anlatan yazımızı yoksa hala okumadınız mı? Buradan okuyabilirsiniz.)

    Peki cidden ev alamıyor muyuz? Gelin, kısa bir İstanbul turuna çıkalım, görelim.

    “Bizim de bir evimiz olsun”

    Şimdi bir senaryo oluşturalım:

    7 yıllık evlisiniz. Eşiniz ya da sizden birisi özel bir şirkette yönetici, diğeriniz ise ortalama geliri olan bir memur olsun. “Bir dikili taşımız olsun” diyerek, ev almaya karar verdiniz.

    Siz Maslak’ta çalışıyorsunuz, eşiniz Kadıköy’de çalışıyor. Eşinizle geliriniz toplamı, aylık 15.000 TL net (bu rakamın Türkiye hatta İstanbul standartlarının çok çok üzerinde olduğuna dikkat edin lütfen). Arabanızın taksidi bitti, kenarda da düğünden gelen altınlardan, biraz da üzerine sizin eklediğiniz para, toplam 100.000 TL var. Geri kalanı için 10 yıllık krediye gireceksiniz. Böylece, kendinizi krediniz bittiğinde bir ev sahibi, bir nebze daha güvende hissedeceksiniz. Fakat, ev kredisi öderken aynı zamanda kira ödemek çok zor olacağından, oturabileceğiniz bir ev almak istiyorsunuz.

    Şimdi, başlayalım turumuza. Bu turda sahibinden.com’u kullanacağız. Arama kriterlerimiz basit:

    100 m2’den büyük, 3+1 odalı, 5 yıldan yaşlı olmayan, ara katta ve site içinde, krediye uygun.

    Öyle güney cephe, dış yalıtım, çok merkezi olsun, deniz görsün, önünden metro geçsin, otoparkı kapalı olsun, havuz mavuz gibi koşullar koymadık.

    İnternette fiyatlar biraz şişirilmiş oluyor, fakat evi aldığımızda, %4 alım satım vergisi, %3 emlakçı payı, perde vs. gibi giderlerle düşünüldüğünde, pazarlık payı ile bu masrafların birbirini götürdüğünü varsayıyoruz.

    En uygun konut kredisi 0,88; hesaplar 10 yıllık ödeme planı üzerinden (Ortalama fiyattan cepteki 100 bin lirayı düşüp kredilendiriyoruz)

    Aşağıdaki tablolarda, TL cinsinden en düşük, en yüksek ve ortalama fiyatlar var.

    İstanbul Turu

    • Beşiktaş
    İlk olarak nerede oturmak isteriz hem yakın, hem de vapur var: Beşiktaş. Fakat aylık 26.000 TL taksit ödeme önümüzdeki 10 yıl filan pek mümkün görünmüyor.

    Minimum Ortalama Maksimum
    1.590.000 2.000.000 3.500.000
    • Sarıyer
    Eşinize biraz zor olacak ama Sarıyer de güzel yer. Fiyatlar pek öyle değil ama. Ayazağa’da iki daire dışında fiyatlar 2 milyona yakın. Aylık 19.000 lira taksit ödemek de yürek istiyor.

    Minimum Ortalama Maksimum
    635.000 1,500,000 1.888.000
    • Şişli
    Hadi yine iyisiniz, Şişli biraz daha erişilebilir fiyatlarda. Fakat, sizin için değil. Aylık 16.000 TL halen toplam gelirinizi aşıyor.

    Minimum Ortalama Maksimum
    800.000 1.300.000 2.400.000
    • Kağıthane
    Artık biraz umutsuzlaşmaya başladınız, Kağıthane sizin hayal ettiğiniz yer değil. Olsun, yeni Maslak diyorlar oraya, çok yükselecekmiş fiyatlar(!), hem yatırım olur.

    Minimum Ortalama Maksimum
    500.000 750.000 1.000.000
    Burada, 500.000 TL olan evi cidden almak istemezsiniz, ortalama eve bakarsak, ayda 9.000 lira düşüyor ödeme. 10 yıl boyunca 9.000 TL ödeyeceksiniz, 6.000 TL ile yaşayabilir misiniz? Mümkün değil.

    • Beyoğlu, Fatih, Zeytinburnu
    Buralarda bizim kriterlerde pek ev kalmamış. Açıkçası, Fatih’te bir eve 1 milyon, Zeytinburnu’nda da bir eve de 700.000 TL vermek için delirmiş olacağınızdan, buraları atladık.

    • Bakırköy
    Bakırköy fena olmazdı hani. Tabi, ayda 10.000 TL ödeyebilseydiniz.

    Minimum Ortalama Maksimum
    750.000 950.000 1.650.000
    • Üsküdar
    Avrupa yakasında geri kalan yerler uzak geldi, bir de Anadolu yakasına bakalım. İstanbul’un silüetini oluşturan Üsküdar, ne dersiniz?

    Minimum Ortalama Maksimum
    550.000 800.000 1.600.000
    Açıkçası, Ünalan mahallesinde tek bir daire hariç halen fiyatlar ödenebilirin çok üzerinde. Aylık 9.500 TL, ödenmesi mümkün değil.

    • Kadıköy
    Körler diyarı Kadıköy’de de sonuç hüsran.

    Minimum Ortalama Maksimum
    700.000 950.000 1.600.000
    Ataşehir’e daha hiç bulaşmadım.

    Bu listeyi sonsuza kadar uzatabilirim fakat uzatmayacağım. Tersten gidelim, ayda kenara koyabileceğiniz rakam, 5.000 TL. 10 yıl boyunca bu taahhüte girelim, ek olarak da başta belirttiğimiz 100.000 TL var. Ne kadarlık bir ev alabiliriz?

    10 yıl boyunca ayda 5.000 TL ödeyerek, 370.000 TL’lik bir kredi çekebiliriz, ek olarak cepteki 100.000 liramız ile birlikte, alabileceğimiz ev 470.000 TL.

    Bu şekilde önümüze İstanbul’da 700 küsür ev çıkıyor, bu evlerden 140 tanesi Beylikdüzü’nde, 80 tanesi Silivri’de, 30 tanesi Büyükçekmece, 30 tanesi Esenyurt. 120 tanesi Pendik, 80 tanesi Tuzla, 50 adet Sancaktepe ve 50 adet de Çekmeköy. Diğer tek tük kalanlar ise, genel olarak indeksleme hatası, yanlış bilgi ya da bir şekilde problemli ilanlar.

    Evet, durum bu. Türkiye standartlarının çok üzerinde gelirinize rağmen, ev almaya niyetlendiğinizde İstanbul’da payınıza düşen Pendik ve Beylükdüzü.

    Peki, o zaman bu evleri kim alıyor? Kim satıyor?

    İstanbul’un ev fiyatları endeksi

    Aşağıda, TÜİK’in yayınladığı ev fiyatları endeksi var. Buna göre, 2011 Ocak ayında 100 lira olan bir ev, bugün 280 lira.

    [​IMG]

    Peki, grafiğin skalasını aynı tutarsak, Türkiye’de enflasyon ve sonuç olarak ortalama maaşlar ne kadar değişti? Özetle, 2011 Ocak ayında 100 lira olan bir şey, 2016 sonunda 160 lira olmuş. Aradaki farka bakar mısınız? Maaşlar 100’den 160’a giderken, evler 280’e gitmiş.

    [​IMG]

    Bunu şöyle de değerlendirebiliriz, eğer hiç enflasyon olmasaydı, İstanbul ev fiyatları, 1.75 katına çıkmış. Yani, geliriniz değişmiyor, ama ev fiyatları 1.75 katına çıkmış.

    Üstteki hesaba göre, 6 sene önce kenara maaşınızın ücte birini koyarak alabileceğiniz ev, bugünün parası ile 825.000 TL karşılığı iken, şimdi 470.000 TL karşılığı ev maksimum olabiliyor. Burada ayrıca İstanbul’da aşırı şekilde fazla yapılan konut arzını da göz önünde bulundurun. (Kentsel dönüşümde tek veya iki katlı pek çok ev yıkılıp, 7-8 katlı evler dikiliyor, ek olarak aşırı miktarda alan imara açılıyor. Örneğin Esenler’de askerden boşalan alana 50.000 konut yapılıyor)


    Sadece İstanbul mu?

    Burada tek problem İstanbul değil, fakat bir ürün olarak pazarlanan, yaşanacak yerden çok bir metaya dönüşen bir şehir olan İstanbul, bunun en açık örneğini gördüğümüz yer. Türkiye genelinde de benzer bir tablo var. Ortalama olarak, 6 yılda fiyatlar %120 artmış, TÜFE’de bu oran %60.

    [​IMG]

    Sonuç

    Sonuç olarak, İstanbul, kontrolden çıkmış durumda. Gelirini İstanbul’da elde edenlerin eğer çok yüksek paralar kazanmıyorlarsa ya da aileden bir servetleri yoksa, merkezi bir yerden, oturulacak standartlarda ev alması çok zor. Anlatmaya çalıştığım gibi, bu durum altı sene önce bu seviyede değildi, daha öncesi için elimizde veri yok, fakat apaçık ortada ki, daha da eskilerde, ev almak çok daha kolaydı (ev kredisinin ve düşük faizin Türkiye’de geçmişi altı seneden daha öncelere dayanıyor).

    Açıkçası, İstanbul pazarlandıkça pazarlanıyor. Yaşadığımız, nefes aldığımız, paylaştığımız bir yaşama alanından, bir pazarlama metasına dönüştürülüyor. İnsanlar, liberallerin inşaata endeksli olduğunu düşünmeye eğilimli, fakat durum hiç öyle değil. Sadece liberal bir bakış açısı ile bile, konut sektörü, cepte para olduğunda büyümesi gereken bir sektör. Örneğin, sanayi ya da turizm gelirleriniz çok iyi, fazla paranız var, işte bu parayla ev alabilirsiniz. Üstelik, Zürih, Berlin, Londra ya da başka herhangi bir Avrupa metropolünü gezerseniz, hiç de bu kadar ev arzının yapılmadığını, illa şehir pazarlanacaksa, konutlar dışında kültür, sanat ve iş turizminin pazarlandığını, Amsterdam gibi küçücük bir şehrin, İstanbul’dan kat kat fazla, öyle şehri gelene geçene pazarlamadan ne kadar değer üretebildiğini göreceksiniz. Yani şehir pazarlanacaksa buyrun, elimizden geleni yapalım, ama konuttan başka satabileceğimiz bir şey olmalı, her yeri konut yapamayız değil mi? (Acaba yapabilir miyiz?)

    Son on yılın ortalama %5’e bile varmayan ekonomik büyümesi ve artan bireysel borçluluk oranları dikkate alındığında, İstanbul ev fiyatlarındaki şişmenin, tamamen yapay ve ucuz krediye bağlı olduğu çok çok açık. İstanbul’u hem cep yakar hem orta direği mülksüz hale getiren bu politikaların bir yan etkisi daha var, İstanbul’un yaşanılamaz hale gelmesi. Trafiğin arttıkça artması ve aynı trafiğe sizin daha çok para ödemek zorunda kalmanız (köprü, tünel, bağlantı yolları).

    Kabul edin, artık İstanbul’u tanıyamıyorsunuz, ona yabancılaşıyor ve sürekli kaçamaklarla ondan kaçmaya çalışıyorsunuz.

    Bir sonraki yazımızda, İstanbul’un nasıl bu hale nasıl adım adım geldiğini (kredi, banka, inşaat üçgeni) ve ona nasıl yabancılaştığımızı (insan bu garabet sitelere harbiden ısınamıyor, Necip Fazıl’ın, Orhan Veli’nin İstanbul’u olduğunu kabullenemiyor), aslında bugünü kurtarırken geleceğimizi nasıl ipotek ettiğimizi anlatmaya çalışacağım.

    Delirmeden kalın, esen kalın.

    https://rhetorica.blog/2017/05/17/delirmek-icin-harika-bir-yontem-istanbuldan-ev-almaya-calismak/
     
    osiris666 bunu beğendi.
  14. osiris666

    osiris666 Yönetici Yetkili Kişi

  15. gülinaz

    gülinaz Yeni Üye

    Mevcut beyaz yakalı nesil birikim yapabilecek son jenerasyon bana göre. Yatırım yaptı yaptı, bundan sonra gelenlerin böyle bir şansı da olmayacak. Ailesinden geliri yoksa, yada onlardan kalan bir şeyler geçmiş olsun, İstanbuldan ev alma ihtimali yok denebilecek kadar az, az denebilecek kadar hiç :) Bir yandan geçinecek, yaşayacak, bir yandan da para biriktirip ev alacak, çok zor.
     
  16. azizi

    azizi Üye

    Memlekette herkes kendi tanımını yapıyor sonra içini doldurmaya çalışıyor. Aylık maaşı 3.000 Lira olan adam kendini beyaz yakalı, beyaz türk yada aydın diyor, kimsenin onu anlamadığını hayatının sırrını kendisinin bildiğini sanıyor. Bunun nedeni şirketlerdeki garip balon ünvanlar. Adam da haliyle bir süre sonra kendini bu masallarda başrol oynarken buluyor. Akşama kadar yoğun çalışmalar excel'e isim soy-isim, fatura tutarı falan girmek. Yada ppt dosyası hazırlayıp sunum yapmak. Starbucks bardağı ile yaşadığı hayattan şikayet etmek ve sürekli çok yoğun çalıştığından bahsetmek. Sanki memleketi kurtarıyor haspam. Şimdi bu adam ne yaparsa yapsın birikim yapamıyor. Birikim yapabilecek bir hayat yaşamıyor çünkü kazandığından çok tüketen bir hayat tarzı var. Kendisini beyaz türk olarak kabul ettiği için de gelirinin düşük olduğunu diğer bir deyişle gelirini artıracak bir değer üretmediğine ikna olmuyor. Ben fakir olamam, ben düşük gelirli olamam kafasında. Yani her şeyin en iyisini kendisinin bildiğini ve her şeyin en iyisine kendisinin layık olduğunu düşündüğü için ben konut alamıyorsam mutlaka bir saçmalık var, kesin bu fiyatlar şişirme, gerçek olamaz diye düşünüyor. Bu fiyatlara kimsenin ev almayacağını bunun mümkün olamayacağını iddia ediyor, buna inanıyor. Yani starbucks'ta kahve içip, kredi kartına 8'e bölüp turla venediği gezmeye gittiğiniz zaman üst gelir grubuna girmiyorsunuz, acı ama gerçek. Bu evler pahalı ve bunun bir müşterisi var ama o siz değilsiniz. O evler de sizi hedefleyerek üretilmedi, bu gerçekle yaşamaya alışmanızı öneriyoruz.
     
    acun, baykan, rafet ve 69 kişi daha bunu beğendi.
  17. AZİZT

    AZİZT Yeni Üye

    Üretilen konutların %95'i onlar ve onların standardı için üretiliyor aslında. Reklamlara ve söylemlere bakın demek istediğimi anlarsınız. Şu dönemde onlar ev almadığı için sektörde durgunluk var. Ne yapıp edip onları tekrar oyuna sokmak lazım, yoksa sektör bir kaç yıl daha durgunluğa mahkum olur
     
  18. ATİLLAY

    ATİLLAY Yeni Üye

    Acı ama gerçek, yine de biraz ağır bir yazı olmuş
     
  19. HİKMETA

    HİKMETA Yeni Üye

  20. ZAKİRK

    ZAKİRK Yeni Üye

    türkiyede 5 milyon kişi asgari ücrete çalışıyor. Asgari ücreti çok düşük bulan bir kesim zate çalışmamayı tercih ediyor çünkü çalıştığı zaman da farklı maliyetleri oluyor, onlara katlanacağına hiç çalışmıyor. Haftada 40 saat çalışıp 3 saat yol gideceğine evinde oturuyor, biraz şımarıkça gelebilir ama böyle ciddi bir kesim var. Bunların bir kaç tık üzeri bizim beyaz yakalı diye tabir ettiğimiz kesim. O nedenle gelir seviyesi yükselmedikçe beyaz yakalının ev alma ihtimali de yükselmez. Ama genel ev sahibi kesime bakarsanız büyük bir kısmı yine beyaz yakalıdır, iyi kötü mutlaka bir evleri vardır yeni mezun değillerse.
     
  21. SEMİHB

    SEMİHB Yeni Üye

    Türkiyede yapılan lüks konut (hani sürekli reklamlarda gördükleriniz) toplam üretimin % 5'i bile değil. Yani şöyle anlatayım; herkes migros'u, bim'i bilir ya market olarak. İşte tüm bu bilinen marketlerin toplam market pazarındaki yeri % 5 civarında. %95'de yine no-name marketlerden oluşuyor. Konut pazarı da bu şekilde, hala mahalle müteahhitleri işin büyük kısmını yapıyor, tepkiyi göz önünde firmalar çekiyor.
     
  22. MAHDIY

    MAHDIY Yeni Üye

    İstanbulda kendi standartlarında alması çok zor. Ancak kademeli olabilir. Yani daha küçük bir evi yatırımlık alabilir, sonra upgrade edebilir, yoksa bu gelir gider dengesi ile araba alması bile zor.
     
  23. habibullah

    habibullah Yeni Üye

    Faiz oranları düşük tutulursa neden olmasın, para biriktirmek bizim kuşak için çok mümkün görünmüyor, o nedenle borçlanarak almak mümkün olabilir yeterki aylık ödemeler makul olsun.
     
  24. NIZAMETTINA

    NIZAMETTINA Yeni Üye

    Uzun vadeli borçlanma modern köleliktir aslında, hayatınızı ve geleceğinizi ipotek ediyorsunuz.
     
  25. çağlayantürk

    çağlayantürk Yeni Üye

    Bence hayatla kavga etmeyi bırakın ve yaşamaya bakın, siz sistemi eleştirdikçe değişen bir şey olmuyor, bir şey sahip olmanın kolay olmadığı bir dönemde belirli fedakarlıklar gerekiyor ve hayat çok kısa maalesef.
     
  26. KAYAT

    KAYAT Yeni Üye

    Başlık yanlış bence, birikimi olmayan zaten bir şey alamaz ki :) beyaz yakalı olmuş olmamış ne değişir?
     
  27. malkara lordu

    malkara lordu Yönetici Yetkili Kişi

    birikimi olmayan beyaz yakalı ev alamaz . borçlanır yada borçlandırılır. buda bir sanat. parası olana ev satmak kolay mesele parası olmayana ileride olabilecek parası ile neleri alabileceğini anlatıp hayali satmak , finansal bir şov yapmak. bir satış görüşmesinde başarısızlık yoktur ya siz müşteriye ürünü yada müşteri size iskontoyu satar. :)
     
    Neş'EA ve Admin bunu beğendi.
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş