Türkler Yunanistan'dan Ev Alıyor

Konu, 'Gayrimenkul Sohbetleri' kısmında Admin tarafından paylaşıldı.

  1. Admin

    Admin Admin Yetkili Kişi

  2. Admin

    Admin Admin Yetkili Kişi

    Tatil için Yunanistan’ı tercih eden Türkler komşuda gayrimenkul piyasasını da canlandırdı. En çok Atina ve Selanik’te ev bakan Türkler’i Euro getirisi ve vize kolaylığı cezbetti. Türkiye komşudan en çok ev alan 4’üncü ülke konumuna geldi. Krizden sonra gayrimenkul fiyatlarının hala uygun olması, Euro bazında getiri ve 250 bin Euroluk yatırım yapanın tüm aile bireylerine oturma izni verilmesi Türkleri komşuda yatırım yapmaya yöneltti. 250 bin Euro bütçe Yunanistan'da en çok yatırımı Atina ve Selanik çekiyor. Bıu iki şegirin dışında ise Korfu ve Thassos adaları da yatırımcının radarına girdi. Ancak Yunanistan’daki adalarda yatırım yapabilmek için özel izin gerekmesi ve adaların sadece yaz aylarında canlı olması nedeniyle yatırımların büyük çoğunluğu Atina ve Selanik’e yöneliyor. Türkler’in Yunanistan’a olan yoğun ilgisi nedeniyle geçtiğimiz yıl KomşudaEvAl.com’u açan Eronges Ltd Yönetici Ortağı Cenk Tanman, Yunanistan’daki gayrimenkul piyasası hakkında bilgi verdi. Cenk Tanman, “Daha önce de ilgi vardı ancak son dönemde hızlandı. Şimdi hem yatırım yapıp hem de vizede kolaylık sağlamak isteyenler talep gösteriyor. Yunanistan’da 250 bin euro yatırım yapınca tüm aile bireylerine oturma izni veriliyor. Türkiye’de milyonluk evde oturanlar bile yatırım bütçelerini 250 bin euroyu geçmeyecek şekilde belirliyor. Böylece hem euro bazında kira getirisi elde ediyorlar hem de sürekli vize almak zorunda kalmıyorlar” dedi. Atina ilk sırada Tanman, Türkler’in Yunanistan'dan 100-130 civarında gayrimenkul yatırımı yaptığını söyleyerek; “Bu rakamla Türkiye 4’üncü sırada bulunuyor. İlk sırada 1.000 adetlik yatırımla Çinliler, 500 adetle Ruslar ve Mısırlılar ardından da Türkler geliyor. Suriyeliler de Türkiye’nin ardından 5’inci sırada bulunuyor. Türkler ağırlıklı olarak Atina ve Selanik’te yatırım yapıyor. Adalarda yatırım yapmak isteyenler de oluyor ancak hem özel izin gerekmesi hem de sadece yaz sezonunda kullanılabilmesi nedeniyle Atina veya Selanik’i öneriyoruz. Burada yatırım yapanlar 12 ay boyunca kira getirisi elde edebiliyor.” şeklinde konuştu. ‘Nazlanma’ başladı Cenk Tanman, Atina’da eski binalarda metrekare fiyatlarının 2 bin ile 4 bin euro, yeni binalarda 3-6 bin euro arasında olduğunu, Selanik’te metrekare fiyatlarının 1.500 ile 2 bin 500 euro arasında değiştiğini söyledi. Tanman, Yunanistan’da kriz nedeniyle fiyatların düşük seviyelerde bulunsa da talebin arttığını fark eden mülk sahiplerinin artık daha ‘nazlı’ davrandığını, rakamların bir miktar yükselişe geçtiğini de belirtti. Atina’da temsilcilik açtı Atina'da temsilcilik açan TURYAP Franchise Geliştirme ve Satış Müdürü Sezer İkizoğlu, Yunanistan’a giden Türk turist sayısının artışı ve ülkede gayrimenkul fiyatlarındaki düşüşün etkisiyle ciddi bir talep artışı olduğunu söyledi. İkizoğlu, “Yunanistan’daki emlak fiyatları hâlâ yüzde 50 daha avantajlı, ancak talebin artması ile birlikte yakın zamanda artış olabilir” dedi. İkizoğlu, Yunanlı zenginlerin de İstanbul’dan özellikle Adalar bölgesinden ev almak için Atina temsilciliklerine başvurduklarını söyledi. Otel yatırımı araştırıyorlar Bireysel olarak ev alanların dışında kurumsal firmalar da komşuda turizm yatırımlarını araştırıyor. Doğuş Grubu, bir kaç yıl önce Atina’da Hilton otelini alarak Yunanistan’da turizm yatırımı yapmaya başlamıştı. Geçtiğimiz günlerde inşaat firması Varyap da Atina’nın şehir merkezinde kamuya ait bir binanın ihalesini kazandıklarını ve burada otel yatırımı yapacaklarını açıklamıştı. Cenk Tanman, komşuda turizm yatırımlarının çok cazip olduğunu belirterek, “Türk turizmcilere 1-2 otel satın almak için araştırma yapıyoruz. İlerleyen dönemde Türk turizmcilerin buradaki yatırımları daha da artacak” şeklinde ifadelerde bulundu.

    Vatan
     
  3. malkara lordu

    malkara lordu Yönetici Yetkili Kişi

    Beyaz Türkler dir onlar :) luxury hayat yaşayan beyfendilerdir.
     
  4. Berat

    Berat Aktif Üye

    -Alıntıdır-

    TÜRKİYE HEM PARASAL HEM DE ENTELLEKTÜEL SERMAYESİNİ KAYBEDİYOR.

    Gayrimenkuller hariç toplam varlığı 1 milyon dolar ve üzerinde olan zengin vatandaşlarını en çok kaybeden ülkeler sıralamasında 5.nci sırada Türkiye geliyor. 2016 yılında 6.000 zengin Türk vatandaşı ülkesini değiştirdi. İlk iki sırada Fransa ve Çin var, biz hemen Hindistan'dan sonra geliyoruz. Zenginlerin en çok yaşamayı tercih ettiği ülke ise Avustralya. Sanırım son yıllarda yaşadığımız kültürel ve ekonomik yıpranmayı en iyi anlatan göstergelerden birisi bu. Biliyorsunuz hükümet 1 milyon dolar yatırım yapana Türk vatandaşlığı vereceğini açıklamıştı. Görünüşe göre değil para verip Türk vatandaşlığı alanlar olması, varolan zengin vatandaşlarımızı da hızla kaybediyoruz. Daha da acısı ülkeyi terk edenlerin neredeyse tamamının evrensel bir eğitim ve kültüre sahip yani Dünyanın her yerinde yaşayıp çalışabilecek bilgi ve beceriye sahip Türkler olması. Türkiye yalnızca parasal sermayesini değil entellektüel sermaye gücünü de kaybediyor. Önümüzdeki günlerde dış politikada, ekonomide veya gayrimenkul piyasasında neler olacağını merak ediyorsanız bu göstergeyi hatırlamakta fayda var.

    Kürşat TUNCEL

    -Alıntıdır-
     
  5. Komutan Logar

    Komutan Logar Yönetici

    Türkiye'den milyoner göçü 6'ya katlandı..
    Mal varlığı 1 milyon doların üzerinde olan ve yüksek gelirli olarak adlandırılan milyonerler kulübünden, 2016 yılında 82 bin kişi başka ülkelere taşındı. Geçen yıl en fazla göçü Fransa verdi. En yüksek artışı ise Türkiye kaydetti.
     
  6. Komutan Logar

    Komutan Logar Yönetici

    Mal varlığı 1 milyon doların üzerinde olan ve yüksek gelirli olarak adlandırılan milyonerler kulübünden, 2016 yılında 82 bin kişi başka ülkelere taşındı. Geçen yıl en fazla göçü Fransa verdi. En yüksek artışı ise Türkiye kaydetti. Türkiye'den yurt dışına göç 2010 yılına göre 6 kat arttı.

    NTV'nin haberine göre ülke değiştiren milyonerlerin sayısı giderek artıyor. "Küresel Sağlık Değerlendirmesi: Dünya Zenginliği ve Göç Trendleri" raporuna göre emlak hariç 1 milyon doların üzerinde mal varlığı olan 82 bin kişi 2016 yılında başka bir ülkeye taşındı. Bir önceki yıl ise bu sayı 64 bindi.

    Ülke değiştiren zenginlerin gözdesi ise Avustralya oldu. 11 bin yüksek gelirli kişi ada ülkesini seçti. ABD ise 10 bin yeni zengine ev sahipliği yaparak 2. sırayı aldı.

    Zenginlerin ayrıldığı ülkelerde ise Fransa uzak ara zirveye yerleşti. 2015 yılında 10 bin yüksek gelirli vatandaşını kaybeden Fransa, geçen yıl da 12 bin kişinin başka ülkelere göçünü engelleyemedi.

    Fransa'yı izleyen Çin'de herhangi bir artış gerçekleşmezken ilk 5 içerisindeki Brezilya ve Türkiye'den sırasıyla 8 bin ve 6 bin kişi farklı ülkelere yerleşti.

    Rapora göre, 2016 itibarıyla dünyada 13 milyon 600 bin kişi 1 milyon doların üzerinde varlığa sahip. Bu varlığın toplamı ise 69 trilyon dolara ulaşıyor.

    Ultra yüksek gelirli olarak tanımlanan 30 milyon dolar üzerindeki varlığa sahip kişiler ise 4 trilyon dolara yaklaşan varlıklarını 2026 yılında bir sonraki nesle miras bırakmış olacak.
     
  7. osiris666

    osiris666 Yönetici Yetkili Kişi

    Az şiddetli "İroni" içerir. :)

    Türkler neden Yunan adalarına kaçıyor?

    Biz çocukken, iklimleri öğretirlerdi.

    Yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve yağışlı...

    Hazır bayram tatilinden yeni dönmüşken, bunu tatile uyarlayalım. Çünkü Türk turistler kabuk değiştirdi:

    Yazları sıcak ve Yunanistan, kışları karlı ve Bulgaristan.

    Atmıyorum, şahidim var: Instagram.

    Türkiye'deki tatil anlayışını Instagram değiştirdi. Eskiden Bodrumdu, Çeşmeydi paylaşımlar..

    Ama, bayram tatili boyunca yapılan paylaşımların önemli bir bölümü Yunan adalarındandı.

    Türk insanı Yunanistan'ı keşfetmiş, kavimler göçü halinde oraya gidiyordu...

    Bunu "yeni trend oldu" şeklinde eleştirenler var.

    Ancak ben buna kesinlikle katılmıyorum.

    Zira bence bizim kavimlerin Hellas'a göçü, "trend" olduğu için değil, "akıllandıkları" için.

    Antalya kıyıları, Ruslar'ın işgali altında. Dolayısıyla yerli turist, Bodrum ve Çeşme üzerine yoğunlaşıyor.

    Fakat Bodrum ve Çeşme'de (hele de bayram tatilinde) bulunmak, "kazık yeme"yi baştan kabullenmek anlamına geliyor.

    Kazık yemek yetmiyor, bir de eziklenmen gerekiyor.

    Racondan çünkü.

    Herhangi bir beach'e mi gideceksin? Önce kapıda arabanı teslim alan vale eziyor seni.

    Orta sınıf (az üstü bile olsa farketmez) bir otomobille gittiysen, öyle bir bakıyor ki sana...

    Sanki gözleriyle diyor ki:

    "Aman da aman.. Kıyamammm... Sen de mi eğleneceksin? Eh, hadi geç bakalım, içeri alacaklar mı seni?"

    Dakika bir, gol bir.

    Geldin mi kapıya?

    Karşına gökdelen büyüklüğünde bir eleman dikiliyor. Şöyle baştan aşağı süzüyor seni. Dönüp kendine bakmak zorunda hissediyorsun, bir şey mi var diye.

    Elinde plaj çantası, üstünde şort, t-shirt, bikini.. Denize geldik, ne olacak ki başka?

    Yüzlerce yıldır bu sahillerde böyle yüzüyor bu insanlar.

    Adam sanki plaja parasıyla müşteri değil, Merkez Bankası'na güvenlik görevlisi alıyor.

    Gereksiz bir şirinlik göstermek zorunda hissediyorsun kendini. Sanki içeri girmek onun sana bahşettiği bir lütufmuş gibi.

    Neden biliyor musunuz?

    İşletmecilikteki kurallardan biri bu. "Kapıyı sağlam tutacaksın!"

    Ne demek?

    "Her önüne geleni almayacaksın."

    Çünkü herkesin giremediğini düşündüğün yere girmek, kendini özel hissettiriyor sana. Ama her seferinde aklında deli sorular; "Pek de iriymiş... Ya beni de
    almazsa?"

    Buyrun deyince rahatlıyorsun. Kan dolaşımın falan normale dönüyor. Bu giriş aşaması öyle bir hissiyat uyandırıyor ki sende...

    "Galiba bu kapı, bilmediğim yeni bir dünyaya açılıyor..."

    Cesur ol. Orası Cesur Yeni Dünya...

    Adam seni ezikliyor ya, girmeyi başarıp çıktığında da sen milleti ezikleyeceksin çünkü. X Beach'teydik bugün de diye. Instagram'da falan hava yapacaksın.

    Diyelim, engelleri aştın, içeri girdin. İş burada biter mi? Bitmez...

    Allah'ın insanlara verdigi en büyük nimet nedir?

    Su.

    Neden?

    Olmasa hayat olmaz çünkü.

    O yüzden değerlidir su. Buna kıymet verene de saygı duyarım ben.

    Bu nedenle Bodrum'daki, Çeşme'deki beachleri takdir ediyorum.

    Zira su kaynaklarının dünya için ne kadar önemli olduğunu en iyi kavramış insanlar onlar.

    Gelecekte, insanlar su kaynaklarını tükettiklerinde hayatın ne kadar zor olacağına dair en önemli ipuçlarını veriyorlar bugünden. Bir nevi öngösterim
    yapıyorlar yani.

    Yoksa şişesi 30 liraya verilen su, 'suyunuzun kıymetini bilin' bilinçlendirmesinden öte başka anlam taşıyabilir mi?

    National Geographic ve Greenpeace yapamıyor bizim beachlerin su kaynaklarına sağladığı katkıyı.

    Adam geliyor masaya soruyor. 'Suyunuzu nasıl istersiniz? Gazlı mı gazsız mı?'

    Ne dicen ki? Sence hangisi ki?

    Bunu söylesen diyalog şöyle gelişecek:

    'Tamam, suyu 30 liraya veriyorum ama neden veriyorum bi sor?'

    'Tamam niye veriyorsun?'

    'Biz simdi girişte adam basi 150? aldık ya?'

    'Eee...'

    'Şimdi adam girecek içeri o parayla ne bulduysa yiyecek, içecek. Biz napalım? Normal fiyatlar koyalım da adam ne var ne yok götürsün mü? Bizim beach "daş"
    mı yesin?'

    Bunun karşılığı 30 liraya su, 25 liraya kola olur mu?

    Hele de yazmıyorlar mönüye alkolsüz içecek fiyatlarını. Çıkarken gösteriyorlar sana, dünyanın değerli su kaynaklarını kıymetsiz böbreklerin için tüketmek
    neymiş.

    "Kola söyleyip buzlarını yedim ben de su almak yerine. Oh olsun" diyen insan tanıyorum.

    ****

    Askerde en cok aranan şey nedir bilir misiniz? Uyku.

    Uyutmazlar insani zira. Özellikle de eğitim zamanlarında, askerliğe daha tam alışamamışken.

    Bütün gün yürütür, koşturur, zıplatırlar. Bir süre sonra anlarsın sistemi.

    Bulduğun yerde uyuyacaksın. O bulduğun yer ise genellikle tahta bir bank, ahşap bir masadır.

    Türkiye'nin en lüküs beach clublarından birinde yaşadım ben bu deneyimi. Beach değil, zaman makinesiydi sanki. Beni Elazığ'da yaptığım askerliğime döndürdü.

    İki kişi 300 lira verip girdiğin, BMW marka shuttle araçlarla indirildiğin beachte tahta değil, 'dahta' şezlonglara yatabiliyorsun.

    Şezlong dediğin merette ya yatar ya oturursun.

    Diyelim yatmaya çalıştın.

    Sırtüstü yatıyorsan, böğrüne böğrüne çalışıyor tahta.

    Dönüp dönüp bakıyorsun, "Kim dürtüyor beni" diye.

    Aslında dürtenin kim olduğu belli.

    Bazı beachlerde taaa İbizalardan gelmiş adam seni dürtmeye, sen kıymetini bilmiyorsun.

    Yüzüstü döneyim diyorsun, başlıyor göğüs kafesini darlamaya.

    Farketmiyor. Hangi kapıyı çalsan, karşında buruk acı.

    Çimlerde oturayım desen, chill out müziği 250 desibelle zihnine nakşetmeye çalışıyorlar.

    Bu kadar bağıracaksan neden chill out? "Chilleteceksen" beni, neden bunca bağırıyor bu müzik?

    Gidiyorsun birinin yanına:

    "Kardeş şimdi siz bu müzikte neden sallanıyorsunuz sağa sola böyle Aczmendi gibi?"

    "Ohoo kardeş. Sen de beach'e geliyorsun, happy hour bilmiyorsun."

    Hımm...

    Bir denizi güzel bu mekanların, onu da sen yapmadın.

    Haa, şimdi bunca kötüledikten sonra derseniz ki, 'Kardeşim adamın koşulları bu, gitme sen de.'

    Doğru.

    Gitmiyor zaten artık insanlar.

    Yazları dürten Bodrum-Çeşme yerine Yunanistan'a, kışın dürten Uludağ yerine de Bulgaristan'a kaçıyorlar.

    https://www.dunya.com/kose-yazisi/turkler-neden-yunan-adalarina-kaciyor/380527
     
    Admin bunu beğendi.
  8. Admin

    Admin Admin Yetkili Kişi

    Çok doğru tespitler var, geniş zamanda ben de yorumlarımı yazacağım yılda bir kaç kez Yunanistan'a giden biri olarak.
     
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş